Günler Düşü - 21.04.2022 – Arma Viriumque Cano
- Baran

- 21 Nis 2022
- 4 dakikada okunur

Evet o gün, bir şiirin üzerine topyekûn saldırdım. İlhan Berk’in Galile Denizi kitabındaki Arma Viriumque Cano isimli şiirin üzerine. Galile Denizi kitabı İlhan Berk şiirinin dönüm noktası kabul edilir, şairin şiir görüşü olgunlaştıktan sonra ilk meyvelerini bu kitap ile vermiştir. Bununla birlikte benim en sevdiğim şiirleri de bu kitabın içindedir. Halbuki İlhan Berk’i Aşk Tahtı ile tanımış ve sevmiş, Kuşların Doğum Gününde Olacağım, Eşik, Akşama Doğru, Bir Yeryüzü tanığı ile ona hayran kalmıştım. Bilirsiniz Galile Denizi şiirleri tüm şiirleri kitaplarına parçalanarak dağıtılmış ve bazıları hiç bu derlemelerde kendine yer bulmamıştır. Örneğin kitabın meşhur açılış şiiri Saint Antoine’in Güvercinleri şiirinin yalnızca bir ya da iki kısmı YKY tarafından basılan tüm şiirler serisinde kendine yer bulmuştur. İlhan Berk’in kendi yazığı poetikalarını ve günlüklerini okuduktan sonra Galile Denizi’ni edinmiştim. Ve Galile Denizi bambaşka bir tecrübeydi.
Şiire gelirsek, bu şiiri ilk okuduğumda pek etkilenmemiştim. O zamanlar Saint Antoine’in Güvercinleri’ne takılıp kalmıştım ve gözüm başka bir şey görmez olmuştu. Bu şiiri tekrar okuyup da etkilenmem ancak birkaç ay öncesinde hayatımda “İstanbul, Fatih, Ayasofya” gibi kelimelerin sık sık kulağıma çalınmasıyla olmuştur. Helen kültürü, Yunan Mitolojisi, Anadolu Tarihi, Hristiyanlık gibi temalarla her zaman iç içeyim, belki benim Berk’te bulduğum da budur, bu şiir bu konseptleri içeriyor olmasına rağmen onu bugünlere dek bir kenarda tutuşumun sebebi; ancak birkaç aydır hayatımda İstanbul ve özlem konseptlerinin birbirini çağrıştırmasındandır. Çünkü bu şiir, bir aşk ve özlem şiiri.
Birkaç gündür Arma Viriumque Cano üzerine didik didik bir inceleme yazma niyetindeydim, şiiri içselleştirmek ve keşfetmek için defalarca okudukça bu niyetimin imkansızlığı karşısında yenildim. Aslında her şeyi didik didik etmek elbette mümkün ama bu şiirin imgelerini gün yüzüne çıkarmanın şiiri öldürmek demek olacağını fark ettim. Berk’in inancına ters düşüp “şu şudur, bu budur” demeyeceğim, çünkü ona göre “Anlamsızlık, çok anlamlılıktır.” Mevzu bahis şiir benim zihnimde oldukça ferah bir atmosfer canlandırıyor, balık ve meze kokularını dolduran Konstantinopolis ara sokakları, belli ki İstanbul henüz düşmemiş, İstanbul kozmopolit. Galata Limanını dolduran Venedik ve Ceneviz gemileri, sevgilimi haber alıyorum adı mutlaka Eleni. Sonra günahlar, ayrıştırıcı ve bütünleştirici imgeler. Antimilitarizm, antimateryalizm, malsız mülksüz silahlanmasız bir mutluluk ve burukluk. Bir noktadan sonra şiir beni mutluluğumdan koparıp hayatla yüzleştiriyor, son kısımları okurken buna üzülüyor ve bundan etkileniyorum. V. Ve VI. Kısımları gerçekten muhteşem buluyorum, elemi ve çaresizliği, sorumluluğu, bunca şeyin arasında o seslenişi duymayı hissediyorum.
Arma Viriumque Cano, Romalı şair Vergillius’un Aeneis destanının açılış cümlesidir. Ama tam olarak bu haliyle değil, destanda kullanılan cümle şöyledir: Arma Virumque Cano. Latince cümlenin “I sing of arms and the mans” (silahların ve insanların şarkısını söylüyorum) ve “This is the story of a man and his struggle” (bu bir insanın ve onun mücadelesinin öyküsüdür) olmak üzere iki adet çevirisi bulunur. İlhan Berk’in hangi çeviriyi baz aldığı sorusu yersiz kaçacağından bu ikisi arasında bir seçim yapmak manasız olur bknz: anlamsızlık/çokanlamlılık. Tabii Viriumque ile Virumque arasındaki farklılık bir kelime oyunu mu yoksa şaire fonetik olarak daha mı yakın geldi, ya da sadece bir yanlış yazım/okuma mı bunu da bilmek imkansız. Şiirde bahsi geçen Sultan Mehmet’in Fatih Sultan Mehmet olduğu geliyor insanın aklına, zaman olarak şiirin neresine oturacak bilmiyorum. Evet şiirin sonunda Topkapı Sarayı da yapılmış, I. Ahmet saltanatını bile geride bırakmış bir zamana varıyoruz fakat Sultan Mehmet’in adı ilk anıldığında hala Bizans’ta idik ve şehir de düşmemişti. Ayasofya’nın da adı Ayasofyaydı, Hagia Sophia olmalıydı. Bu anakronik bakış açısı yüzünden Mehmet’in kim olduğunu bilmiyoruz fakat Mehmet’in şiirde günahın karşısında duran bir figür olduğunu fark etmek gerekir. VI. Konstantin (Konstantinos) IV. Leon’un çocuğu 771’de doğdu, babası öldüğünde 9 yaşında Doğu Roma tahtına geçti. Hükmü put kıran ve put sever iç karışıklıklar boyu sürdü. Hristiyanlık için Yedinci Ekümenik Konsili veya İkinci İznik Konsili’ni düzenleyen İmparator olması sebebiyle mistisizm ve kristoloji tartışmalarında önemli bir isim. Leon II., Hazarlar’dan bir Kağan’ın torunu ve selefi I. Leon’un yeğeniydi. Abhazya Kralı. Abhazya Kilisesi’ni bağımsızlığına kavuşturdu. Beato Majano’nun ve Paolo Bellini’nin kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yok. İki isim de İtalyanca ve ilk adların lakap olduğu da açık. Muhteşem Majano gibi.
Bu şiirle ilgili başka hiçbir şeyi (şimdilik) yazmamaya karar verdim. Bu şiiri onlarca kez okumak gerekir diye düşünüyorum, o zaman hiçbir şeyi yazmaya gerek kalmaz.

I. CUMARTESİ KARANLIĞI
Bin yıl yürüyeceğiz
Bir sokağa çıkacağız ilk
Bir Cenevizli seni bana haber verecek
Seni soyunuk bekleyeceğim
Bizi Ayasofya’dan görüyorlar
Bizi görmeyen yok
Cumartesi karanlığı
Lehliler Kilisesi’ne bakıyor
Bin yıl durduk
Bir şiirde ilk beraberiz
Geceye bırakıp esvaplarını
Bizi koşup Sultan Mehmet’e haber verecekler
Seni göreyim diyemem bir daha
Bir daha göremeyiz birbirimizi.
II. SUR
Sen krallar kuşağından geliyorsun
Ben hiç bilmem imparatorlukları.
Bir gün bakacağız çarşılardayız
Çarşılarda Konstantin VI, Evliya Leon’un eli, İsa’nın
ayakkabıları o şey yüzü çarşılarda
Evlerin önünde Got’ların dikili taşı, Balıklı Manastırı’nın
güneşleri evlerin önünde
Daha İstanbul Düşmemişti ne güzel bir balık kızartıyorlardı
İstanbul bir türlü düşmüyor.
Adımıza bastırdığımız bütün paraları kaldırıyoruz bir daha
para bastırmıyoruz
Ne Beato Majano ne Paolo Bellini’nin madalyonlarını alıyoruz,
tümünü geri çeviriyoruz
Bize sur hiç lazım değil hiç kimseye böyle bir şey lazım değil
Bakın bu doğru sahiden kimseye böyle bir şey lazım değil
Senin soyun az surlar yaptırmadı
Az kalmadık mutsuz.
Beni bir daha İstanbul görmeyecek.
III. AZ
Bir sabah uyandık tüm kapıları kapalı bulduk tüm sokakları
tutulmuş
Kolay kolay kendime gelemem
Sanırım bir daha o sokaklar böyle bir yere gidip durmazlar
artık sensiz
Sensiz bir pencere açılmaz bir deniz kolay kolay durayım
demez evimizin önünde
Durup dururken aklına gelmez yağmak yağmurun
Gitsen nereye gidebilirsin hala bilmem
Bizans’ta olmak belki iyi belki fena belki bunu da diyemem
Ben küçük dükkânlarsız, kahvelersiz sokakları sevmem, odaları
duvarları sevmem
Hiç sevmem kralları
Tut ki dediğin oldu tut ki çıktın sokaklarımızdan ilk
Ne mangal, ne balık kızartıyorlar
Bir sokaktasın
Yeşil marullar ayvalar o fukara sıcaklığı yok, yok dediğim şeyler
Bir yığın şey gitmeyen insana gitmeyecek bir günde
Böyle bir yerdesin hadi
Bütün suları sana vermiş Konstantin VI.
Değiştirmek değil bu evreni
Bu o değil.
IV. GÖKYÜZÜ HARİTASI
Bir gece gökyüzü karasındayız
Gece tüm gökyüzüne bakıyoruz
Saint-Paul don gömlek dolaşıyor
Konstantin’in aklı fikri dünyada
Burada daha bir yalnız Leon II.
Bir kadırga yavaş yavaş geçiyor
Sular takım takım sular duruk
Gökyüzünde hiçbir şey yok
Yazık bir yığın insan sıkılıyor.
Bir gün bunları görüyoruz seninle
Bir gün yoksun sen o gün hiçbir şey yok.
V. I. Ahmet Kapısı
Hepsi ulam ulam yangınlar, kırımlar, ölümler, kıyınçlar hepsi
Sesleniyorsun böyle bir gecenin içinden bana
Yetsin diyorsun bu yakıp yıkma bu düşmanlıklar I. Ahmet
Kapısı’nda dursun, sıçramasın artık hiç
Hiç bilmeyelim öldürmeyi
Bir adım atsan meydanlık önümüz, önümüz bir daha biteyim
küçüleyim demeyecek
Hiçbir şey çözmüyor yangınlar, kıyımlar hiçbir şeyi
düzeltmiyor
Bak ne kadar uzaktayım senden hiçbir şey değişmiyor
Bir sabah uyanmamız hiçbir şeyi bozmaz yoluna koymaz
Bir sevgiler koparıp alır beni yerimden, beni bilmediğim
yerlere onlar götürür bir
Gittik gittik işte durduk
II. Ahmet Kapısı’nda
Yeryüzü bir daha alındı.
VI. ÇAĞRI
Bağırma bana seni görüyorum
Yangınları söndürüp geleceğim





Yorumlar