İlhan Berk Şiiri Üzerine (I)
- Baran

- 12 Eyl 2020
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 25 Eyl 2021
İlhan Berk hakkında konuşmaya başlarken öncelikle biyografisinde, en azından benim için, önemli olan iki nokta var. Bunlar sadece şahsi olarak benim içinde bulunduğum yaşantı özelinde önemli olan noktalar olsa da İlhan Berk’in Manisa’da doğması -benim gibi- ve Ankara Gazi Üniversitesinde okumuş olması -benim gibi- bana kalırsa bilinmeye değer. İlhan Berk hakkında söylemek istediğim belli başlı birkaç şey var; Bir Yeryüzü Tanığı kitabının önsözünde Güven Turan’ın İlhan Berk hakkında yazdığı yazının girişindeki İlhan Berk tanımı bizim ihtiyacımız olan en büyük rehber:
“Kayıtlara göre 18 Kasım 1918’de başlayıp 28 Ağustos 2008’de biten bir hayat. Bu 90 yıllık ömrün tek bir belirleyicisi var: Şiir. Her şey şiire dönüştürülmek için vardı zaten. Defalarca söylediği gibi; taşlar, ağaçlar, sebzeler, otlar, sular, gök, kentler, aşklar, yalnızlık ve kendisi her şey…”
Her şey yazmak için vardır cümlesi hem ayakları yere basan hem doğaüstü bir mübalağa taşıyan en çok üzerine düşeceğimiz cümle. İlhan Berk için dünya yazılmayı bekleyen bir şiirmiş sadece. Zaten şiirlerinde görsel bir taraf daima vardır hatta bazı şiirleri sadece bunun üzerine kuruludur. Bir şeyleri betimlemek, tarif etmek… Mekanları, insanları ve olayları… Örneğin portre şiirleri. Bu görsellik halihazırda dünyayı şiirleştirmenin doğal bir sonucu. Fakat bu durum hayatta her gün karşımıza çıkacak nitelikte bir yazım değil. İlhan Berk’e özel. Zaten bu yazım şeklini güzelleştiren İlhan Berk’in ona dokunan parmağıdır. Aynı yazımı başka bir şairin kaleminden okumak herkes için, herkesin içinde aynı hevesi ve heyecanı oluşturmayabilirdi.
İlhan Berk hakkında beni en çok heyecanlandıran sözlerden biri Turgut Uyar’ın şair hakkında söylediği, “Şiir diye bir şey olmasaydı, İlhan Berk icat ederdi.” Cümlesi. Bu dünyada bu söze nail olabilecek başka bir şair olabilir miydi bilemiyorum. Benim için inanılmaz kıymetli ve İlhan Berk’in şiire bakışını bir açıklayan söz. İlhan Berk’in şiire bakışında, yaşamaya dair çok heyecan duymayan fakat bazı bazı birtakım nesnelere, genellikle otlara ya da şehirlere duyduğu hayranlık öne çıkan çelişkili bir adam söz konusu.
“Yazmamak cehennemdir” diyebilen fakat yazıyor olmaktan da daima keyif almayan, karakter olarak Van Gogh’u andıran fakat yine dünyayı şiirleştirerek güzelleştirme çabasında içinde olan bir şair.
İlhan Berk’in kırklı yaşlarında İkinci Yeni akımının etkisinde olduğu bir gerçektir. Kendi de o dönem şiirlerini ve yazımını bu akım içinde adlandırır. Fakat zaman geçtikçe İlhan Berk diğer İkinci Yenicilerden ayrılan yazarlardan farklı olarak bu akımdan bir kopuş yaşamıştır. Genelde bu akımdan vazgeçen şairlerin normal şiire dönüşü görülürken İlhan Berk’in şiiri gittikçe karmaşıklaşarak İkinci Yeniciden farklılaşmıştır. İlhan Berk’in bu yaştan sonraki şiirlerinde imgeler ve betimlemeler artarak devam eder ve şairin anlaşılma kaygısı da bu süreçte oldukça azalmıştır. Ben kendi adıma İlhan Berk’in şiirindeki çok katmanlı anlam örgüsü ile İkinci Yenici şiirin imge kullanımlarını oldukça örtüştürüyorum. İlhan Berk’i özel yapan şeylerden biri şiirlerindeki her cümlenin ve kelimenin dilin sıfır noktasından hareketle, ortaya bir yaratım koyarak zihninizdeki karanlık sokaklarda ışıklar yakarak sonucunda ortaya bir resim çıkarmasıdır. Bu konuda İlhan Berk’in bir yolculuğu andıran üslubu, daima merak ettirerek ve akıcılığıyla, sizi oradan oraya götürerek nihayetinde sizi bir hikayenin parçası haline getirebilir. İlhan Berk yeryüzünün ve şehirlerin bir sakini, özgürlüğün ve eşitliğin takipçisi olarak yaşama umuduyla başladığı şiire mitolojik, antik kentlere ve kutsal kitaplara dair, ideal ve henüz var olmayan şiirin peşinden devam etti.





Yorumlar